Max Horkheimer’in Akıl Tutulması

44

 
Max Horkheimer’in Akıl Tutulması bir klasik. Tekrar tekrar okunması gereken bir kitap.

Bu harika kitap oldukça uzun, nerdeyse ayrı bir kitap olabilecek- 50 sayfalık bir önsözle başlıyor. Yine de bu uzun girişten pek şikayetçi olmadım. Eleştirel okulun tarihsel hikayesinin verildiği bu giriş genelde sıkılmadan okunuyor.

Kitap hakkında en büyük eleştirim harflerinin çok küçük olmasıydı. Bu yüzden kitabın bir kısmını pdf den okumak zorunda kaldım. Tabii notların hepsi dağıldı, toplamak güçleşti. Yayınevlerinin kitapları, yakın gözlüğü kullanmamakta direnen okuru da dikkate alıp birkaç punto büyük basması ne güzel olurdu.

Kitap, Horkheimer’in insanlığın nesnel akıldan öznel akıla geçişini anlatması ile başlar. Düşünce dünyamızın faydacılık/pragmatizm üzerinden şartlanmasının, öznel aklın insan doğası ve birey üzerine yaptığı tahribat ile de devam eder. Artık nesnel akla geri dönüşün pek mümkün olmadığını düşünen Horkheimer, son bölümde öznel aklın kullanımının zararlarını önleme hususundaki önerilerini sunar.

 

*Kitaptan öğrendiğim en önemli şey, spekülatif/nesnel aklın yokluğunun insani duyarlılıkları yok etmesi oldu. Gerçi nesnel aklı gerekçeleyen doğruların, kabullerin tüm zamanlar için doğru, eleştirilemez kabul edilişinin de insan haklarını, insani duyarlılıkları yok edebilecek mazeretler i yaratması her zaman mümkün. İnsan bu noktada düşünmemeye, kendine sunulanı kabul etmeye çok meyilli. Ama yine de nesnel akılda, varlığı tartışılır olsa da, dönülebilecek, referans alınılabilecek temel düşünceler mevcut. Öznel aklın dünyasında bu hiçbir şekilde mümkün değil. Üstelik öznel akıl, gelenek yoluyla aktarılan düşünceyi, sembolleri de bozmakta; onları birer göstergeye/imaja çevirerek araçsallaştırmakta pek mahir.

 

“Noel Baba’nın bir süpermarket görevlisi olduğunu bilen ve satışlarla Yılbaşı arasında bir ilişki olduğunu kavrayan çocuk, dinle iş dünyası arasında bir etkileşim olmasını olağan karşılar” sh 85. Bu satırlar bana lüks otellerde, halıcılarda, devlet törenlerinde, açılışlarda karşılaştığımız semazenleri hatırlattı. Ticareti artırmak için araçsallaştırılan, kendisinden ticareti canlandırmak için istifade edilen semazenler asıl bağlamlarından kopuyor, birer reklam aracı olup çıkıp zihinlerde bu haliyle yer alıyordu.

* Max Horkheimer akıl dışılığı (sh.76) spekülatif metafizik gerekçeden yoksunluk olarak kullanıyor. Bir gerekçeden yoksunluk bizi insaniyetimizi, günümüzde insan insan haklarını gerekçeleyebilmeyi  imkansız hale getiriyor. Bu yoksunluğun hukuki ve siyasal eylemi gerçeklemede elimizi kolumuzu bağladığını düşünüyorum.

Bu noktanın şöyle bir ön kabulü olduğunu da not edelim; iyi eylemin akılsal bir gerekçesi olmalıdır. Bu da bizi Kant’ın niyet/görev etiğine götürüyor. İşin Aristo’nun işaret ettiği şekilde huy’a dönebilmesi bana daha mantıklı geliyor. Ama tabii ilk defa karşılaşılan bir olayda ya da huy edinilmemiş bir olayda etiğin rasyonel akla gitmesinden başka çare de yok gibi. Bir de doğal bir şekilde iyi de olsa huyların aklın kontrolünde, eleştirisinde olması onun değişen zamana ve olaylara karşı esnek ve uyanık olabilmesine yardımcı olur.

*Pozitivizmin bilim ve kültür olarak ikiye ayırdığı toplumsal düşünce dünyasında, kültür göreceli hale gelerek insansızlaşır. Çünkü temel doğrular ve onları ayakta tutan gerekçeler kültürü oluşturan dayanışmayı özgecilikten, faydacılığa doğru değiştirerek içini boşaltır.

 

*Kitabın güncel bir karşılığı okuma sırasında kendiliğinden ortaya çıktı. Yaşanan darbe teşebbüsü karşısında şöyle bir not almışım: Öyle  ya da böyle yeryüzünde kurtulmuşluk vad eden öğretiler, zıddını mecburen yer yüzünde üretir. Böyle yaparken hesap gününü de yeryüzüne indirerek dinin ahiret inancını zedeler. Tüm bu süreç ise aklı nesnel akıldan öznel akla kaydırır; akıl, din ve etik determinizm sınırlarına hapsolur. İnsanlığın, iyi olmanın içi boşalır
*Öznel aklı Habermas üzerinden okursak toplumsal iletişimi zedeleyen bir yanı olduğunu da söyleyebiliriz. Habermas’ı ve iletişimsel eylemi hatırlatıp geçelim.

 

Max Horkheimer, düşünme alışkanlıklarımızda görmezden gelmeye alıştığımız açık bir yaraya doğru başımızı tutup çeviriyor. Görmezden gelip, gelmeme ise okura kalıyor.

Reklamlar
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s